Son güncellenme :19.11.2015 11:54

Anasayfa > Anasayfa > ZİRVENİZ SONA ERDİ AMA YOL AÇTIĞINIZ SORUNLAR SÜRÜYOR

19.11.2015 Per, 11:54

ZİRVENİZ SONA ERDİ AMA YOL AÇTIĞINIZ SORUNLAR SÜRÜYOR
15-16 Kasım 2015 tarihlerinde Antalya’da yapılan ve dünya nüfusunun yaklaşık olarak %65’ini ve ekonomik büyüklüğünün de %85’ini oluşturan 19 ülkesinin ve Avrupa Birliği’nin bakan, başbakan ve devlet başkanlarının katıldığı G20 zirvesi sona erdi. Ancak bu ülkelerin başını çektiği küresel ekonomik politikaların, hem kendi halkları hem de G20 ülkeleri dışında kalan ülkelerin halkları üzerindeki olumsuz etkileri sürüyor.

ABD, Çin, Japonya, Almanya, Fransa, İngiltere, Brezilya, Rusya, İtalya, Hindistan, Kanada, Avustralya, İspanya, Meksika, Güney Kore, Endonezya, Türkiye, Hollanda, Suudi Arabistan ve İsviçre’nin yer aldığı G-20 ülkelerine şöyle bir göz attığımızda, dünyanın herhangi bir coğrafyasında süren savaş, ekonomik sömürü ve yurtlarından sürgün edilmiş mülteciler sorunlarının neredeyse tümünün sorumlularının bu listede yer aldığı gözüküyor.

Göstermelik sonuç bildirgesinde “ülkede artan eşitsizliklerin, sosyal uyuma ve vatandaşların refahına yönelik risk teşkil edebildiğini” ifade eden “işgücü gelirinin Milli Gelir içerisindeki payı ve eşitsizlikler konusunda politika önceliklerini” ortaya koyan G20 zirvesinin katılımcı ülkelerinin politikalarının gerçek sonuçları ise yoksulluğun giderek yaygınlaşması ve zengin azınlığın dünyanın ekonomik kaynaklarını ele geçirmesidir.

Örneğin dünyadaki en zengin yüzde 1’lik kesimin varlığı, 2009’da yüzde 44 iken, 2014’te yüzde 48’e yükselmiştir. Yapılan araştırmalar en zengin yüzde 1’lik dilime girenlerin, 2016’da küresel servetin yarısından fazlasına sahip olacağını ortaya çıkarmaktadır. Gelir adaletsizliğini küresel ekonomik politikalarıyla artıran G20 ülkelerinden İsviçre’deki kişi başına milli gelir Demokratik Kongo’nun neredeyse 400 kat fazlası olmuştur.

Bu ekonomik veriler en yalın biçimde ortada dururken sonuç bildirgelerine “istihdam oluşturulması, kapsayıcılığın sağlanması, eşitsizliklerin azaltılması” gibi herkesin onayını alacak süslü cümleler yerleştirenlerin aslında dünyadaki adaletsizliği ve gelir eşitsizliğini derinleştirip artıran politikaların uygulayıcıları olduklarını biliyoruz. Neredeyse yüz yıldır ülkemizde sermaye kesiminin temsilciliğini yapan bir ailenin ferdi, bu gerçeği “Eşitsizliğin ortadan kalkması için kapitalizmin ortadan kalkması gerekir. Ben en azından eşitsizliğin minimum seviyeye indirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Gerçek sorun kapitalizmdir” sözleriyle ifade ediyor. Ama sorunun müsebbipleri, çözüme yönelik adımlar atmak yerine bizim yıllardır ifade ettiğimiz tespitleri ortaya koymakla yetiniyorlar.

Dünyadaki yoksulların yarısının, dünyanın en büyük 20 ekonomisine ve dünya nüfusunun 2/3’üne sahip G20 ülkelerinde yaşamakta olduğu gerçeği, G20 zirvesinin temel amacının yoksulluğu ortadan kaldırmak olmadığını göstermektedir. 2015 yılında açıklanan Küresel Servet Raporu dünya nüfusunun artışı ile küresel üretim rakamlarının hızla yükseldiğini, dünya zenginliğinin büyüdüğünü ancak gelir eşitsizliği de aynı hızla arttığını ortaya koyuyor. Yani “aşırı” kelimesinin yetersiz kaldığı lüks hayat yaşayan çok küçük zümrelerin hemen yanı başında günlük temel insani ihtiyaçlarını dahi karşılayamayan milyonların sayısı giderek artıyor. Zengin ve yoksul arasındaki uçurum her geçen gün derinleşiyor.

Eşitsizliğin kaynağı G20 ülkelerinin esas aldığı serbest piyasa ekonomisi ve küresel kapitalist kalkınma anlayışıdır. Çin’in 1980 sonrası uygulamaya koyduğu piyasaya dayalı büyüme anlayışının sosyal sonuçları bunu açık biçimde göstermektedir. 1981 rakamlarına göre zenginler ve yoksullar arasındaki gelir adaletsizliği sıralamasında 29. olan Çin, 2010 yılında ise 42. sıraya yükselmiştir. Çin’de toplumun en zengin yüzde 10’luk kesimi, 2000 yılında toplam servetin yüzde 48,6’sını kontrol ediyorken 2014 yılında bu oran yüzde 64 olmuştur.

Ülkemizdeki sermayenin temsilciliğini yapan TÜSİAD dahi “’OECD’nin araştırmasına göre Türkiye halen Şili ve Meksika’dan sonra en yüksek gelir eşitsizliğine sahip üçüncü ülke konumundadır” diyebilmektedir. En zengin %10 ülkemizdeki toplam servetin %78’ini kontrol ediyor. Tüm bunların sorumlusu, G20 ülkelerinin başını çektiği küresel liberal ekonomi politikalarıdır. Kişi başına düşen milli gelirde dünyada 184. sırada olan Türkiye’nin dünya üzerinde en fazla dolar milyarderine sahip 14’ncü ekonomiye sahip ülkesi olması refahın küçük bir azınlığın elinde toplandığı yoksulluğun ise milyonlarca kişiye dağıtıldığı anlamına gelmektedir.

Tüm bu göstergeler ortadayken G20 zirvesinde yayınlanan sonuç bildirgesinde yer alan “insanlarımızın refahını artırmak için güçlü, sürdürülebilir ve dengeli büyümeyi elde etme”, “büyümenin nimetlerinin herkesçe paylaşılabilmesi için eylemlerimizde kapsayıcılığın desteklenmesi” cümleleri traji-komik durmaktadır.

Hava, toprak ve su gibi varlıkları, ekonomik kalkınma için feda edenler; yaşam için enerjiden söz edemez. Halkın temel kaynaklarını piyasanın acımasız çarklarına teslim edenler “Gezegeni doyurmak” iddiasında bulunamazlar.

İşçilerin emeklerini acımasızca sömüren, işçi ücretlerinin karın doyurmaya bile yetmediği bir seviyeye indiren küresel kapitalist sistemin temsilcileri hala utanmadan “yoksulluğun ortadan kaldırılmasında özel sektörün güçlü bir rolü vardır” diyebilmekte, “Düşük gelirli kişilerin ve toplulukların piyasalara alıcı, üretici ve tüketici olarak katılımları için fırsatlar yaratılması yolunda bütün paydaşların ortak çalışma ihtiyacını vurguluyoruz” yüzsüzlüğünü Antalya’da göstermektedir.

HES’lerle halkın ortak varlığı olan su üzerinde kişisel mülkiyet geliştirip parası olmayan yoksulların enerjiye ulaşımını engelleyenler “Dünyada 1,1 milyardan fazla insanın elektriğe erişimi olmadan yaşadığının ve yaklaşık 2,9 milyar insanın yemek pişirmek için geleneksel biyoyakıt kullanmak zorunda olduğunun bilinciyle” diye başlayan uzun ve süslü sonuç bildirgeleri kaleme alabiliyorlar.

Küresel ısınma ve iklim değişikliği konusunda mücadeleyi sağlamaya yönelik uluslar arası Kyoto Sözleşmesinin gereğini yerine getirmeyip iklim değişikliğinin baş sorumlularından olan ABD’nin, G20 sonuç bildirgesindeki “2015’in iklim değişikliği ve etkileriyle ilgili etkin, güçlü ve müşterek eylem gerektiren kritik bir yıl olduğunun farkındayız” cümlesinin altında imzasının yer almasını ne kadar inandırıcıdır?

Demokrasi getirme kandırmacasıyla Ortadoğu’yu Kuzey Afrika’yı istikrarsızlaştıranlar, savaş ve boğazlaşma siyasetini devreye sokanların ABD ve AB emperyalistlerinin olduğunu biliyoruz. Bu savaş ve boğazlaşma siyaseti milyonlarca insanın ülkelerinden başka yerlerde mülteci hayatı sürmelerine yol açmıştır. Ama bunun sorumlusu ülkeler şimdi bize mültecilere yönelik sosyal politikalar dersi vermeye kalkıyor ve “yer değiştirmelere neden olan temel sorunlara çözüm getirilmesi ihtiyacının altını çizip ve çatışmalara siyasi çözüm bulunmasının önemine de dikkat çekmekten” bahsetmektedir.

Bu zirvede, barış ve demokrasi yerine savaş planları yapıldığını, ekonomik kriz bahanesiyle zengini daha zengin yoksulu daha yoksul yapacak sömürü politikaları konuşulduğu ortadadır. Zirvede alınan kararlar dünya halklarına sömürü, yoksulluk ve savaştan başka bir şey sunmayacaktır.

Bugün emekçilerin sömürüye son vermek için örgütlenme ve mücadele zamanıdır. Eğitim-İş olarak, uluslar arası sermaye güçlerinin çıkarlarına hizmet etmekten, pazarı daha sorunsuz hale getirmekten başka bir amacı olmayan G20 zirvesinde alınan kararları tanımıyoruz.

MERKEZ YÖNETİM KURULU

Bu yazıyı paylaş

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

*