Son güncellenme :03.06.2016 12:46

Anasayfa > Anasayfa > KAMUSAL, BİLİMSEL, LAİK EĞİTİME DARBE TASARISI GERİ ÇEKİLMELİDİR

03.06.2016 Cum, 12:46

KAMUSAL, BİLİMSEL, LAİK EĞİTİME DARBE TASARISI GERİ ÇEKİLMELİDİR
AKP iktidarı, dini eğitimi yaygınlaştırma, eğitimi özelleştirme ve ticarileştirme uygulamalarına, MEB 652 sayılı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’yla yenilerini eklemeye hazırlanmaktadır.

TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu’nda 1 Haziran 2016 tarihinde Maarif Vakfı’nın kurulmasına ilişkin teklif kabul edilirken, tasarının bu haliyle yasalaşması durumunda, eğitimde tam bir yıkım yaşanacak, kamusal eğitim alanı daha da daralacak, eğitim kamusal bir hizmet olmaktan çıkacak, denetim devre dışı kalacak, kadrolaşmanın, çocuk istismarının ve çocuk işçiliğinin önü açılacaktır.

MAARİF MÜFETTİŞLERİ TASFİYE EDİLECEK DENETİM DEVRE DIŞI KALACAK

Tasarı ile MEB’de halen Rehberlik ve Denetim Başkanlığı şeklinde faaliyette bulunan birim “Teftiş Kurulu Başkanlığı”na dönüştürülmekte, İl Milli Eğitim Müdürlükleri bünyesinde bulanan Maarif Müfettişleri Başkanlıkları kaldırılarak, müfettişlerin Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı çalışma merkezlerinde görev yapması öngörülmektedir. Öte yandan halen Maarif Müfettişi unvanı ile görev yapmakta olanlar “Eğitim uzmanı” kadrolarına geçirilmektedir. Yapılacak olan mülakat sonucunda diğer Bakanlık Müfettişleri ile Maarif Müfettişleri arasından mülakatla 500 Bakanlık Maarif Müfettişi alımı yapılması planlanmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası devlete eğitim konusunda kesin ve net görevler yüklemiştir. Bu görev Anayasamızın 42. maddesinde “Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve devrimleri doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.” açık bir şekilde ifade edilmiştir. Eğitim öğretim devletin gözetim ve denetimi altında olmak zorundadır.

1739 Sayılı Temel Eğitim Kanunu’nun 17. maddesinde “Milli eğitimin amaçları yalnız resmi ve özel eğitim kurumlarında değil, aynı zamanda evde, çevrede, işyerlerinde, her yerde ve her fırsatta gerçekleştirilmeye çalışılır. Resmi, özel ve gönüllü her kuruluşun eğitimle ilgili faaliyetleri, Milli Eğitim amaçlarına uygunluğu bakımından Milli Eğitim Bakanlığının denetimine tabidir” denilmektedir. Aynı Kanunun 56. maddesinde ise “Eğitim ve öğretim hizmetinin, bu kanun hükümlerine göre Devlet adına yürütülmesinden, gözetim ve denetiminden Milli Eğitim Bakanlığı sorumludur” ifadesi yer almaktadır.

Anayasamız ve yasaların devlete yüklediği gözetim ve denetim görevleri müfettişler tarafından yürütülmüştür. Bakanlığın merkez ve taşra teşkilatının 18 milyon öğrenci, 60 bin okul, 1,2 milyon öğretmen, yaygın eğitim kurumları,  özel öğretim kurumları, motorlu taşıt sürücüleri kurslarının, rehberlik, teftiş ve inceleme soruşturması düşünüldüğünde şu anda;  2507 Maarif Müfettişi ile 3 yılda bir olmak üzere istenilen düzeyde yürütülemezken, merkeze bağlı 500 Bakanlık Maarif Müfettişi ile yürütülmesi imkansızdır.

Devlet, mesleğe girdikten sonra personelin çalışma şartlarını veya unvanını hak kaybı yaratacak şekilde tek taraflı olarak değiştiremez. MEB’e bağlı 2507 Maarif Müfettişi, belli bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra, dört yıllık ikinci bir fakülte bitirmek, seçme ve yeterlilik sınavlarını kazanmak gibi bazı özel koşullara yerine getirerek mesleğe girmiştir. Bunların yok sayılarak sonradan yapılan düzenleme ile unvanlarının alınması kazanılmış hakların ihlali anlamına gelmektedir.

Bu düzenlemenin geçmesi halinde, Bakanlığı gözetim ve denetiminde olan 70 bin civarında kurumda yeterli ve etkili denetim yapılamayacak böylece usulsüzlükler, yolsuzluklar, çocuk istismarı, keyfi uygulamalar ve mağduriyetler artacaktır.

Burada esas amaç, Cumhuriyete,  Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı, bilimsel eğitimden yana müfettişleri saf dışı bırakmak, eğitimi dinselleştirme amaçlarına uygun olarak kendilerine biat eden bir kadro oluşturarak eğitimi denetimsiz bırakmaktır.

ÇOCUK İŞÇİLİĞİN ÖNÜ AÇILIYOR

Tasarıda öngörülen değişiklik ile Mesleki Eğitim Merkezleri, ortaöğretim kapsamına alınmaktadır. Böylece 12 yıllık kesintisiz eğitim fiilen 8 yıla düşürülmektedir. 8. Sınıftan sonra lise seviyesinde bir kuruma kayıt olma ve öğrenim görme şartı kaldırılmakta, 8. Sınıftan sonra çırak adı altında Mesleki Eğitim Merkezi’ne kayıt olmak yeterli kabul edilmektedir. Öğrenciler haftada sadece bir gün Mesleki Teknik Eğitim Merkezleri’ne gidecek böylece haftada 10 ders saati ile eğitim sistemi dışına çıkarılan çocuklar ucuz işçi sömürüsüne kurban edilecektir.

8. sınıf mezunu bir çocuğun 14-15 yaşlarında olduğu düşünüldüğünde, yapılmak istenen çocuk işçiliğini ve istismarını yasallaştırmak, akademik eğitim ve ilerlemenin önünü keserek eğitimsiz, niteliksiz, sosyal donatılardan yoksun insan yetiştirmenin adımını atmaktır. Bugün bile 8 yıllık eğitimden sonra liseye kayıt yaptırmayan öğrenci sayısı ortadayken böyle bir sistem tam bir felakete neden olacaktır.

Mesleki Eğitim Merkezi öğrencilerinin hangi seviyeden sonra lise fark derslerini vererek lise diploması alacağı da belli değildir. Çünkü Mesleki Eğitim Merkezleri’nde çıraklık, haftada 1 gün, 10 ders saati ile ortalama eğitim süresi 3 yıl, kalfalık işverence sigortalı yapılmak şartı ve sınırlı sayıdaki dersleri almak ile 2 yıldır. Bu eğitim süreçlerinden sonra işyeri açma hakkı tanıyan ustalık belgesi alınabilmektedir. Dolayısıyla fark dersleri ustalık belgesinden sonra olacaksa özellikle erkek öğrenciler için araya askerlik girmesi durumunda minimum 7 yıl gibi bir süreye yayılacaktır. Mesleki açık lisede mevcut sistemde, 3 yılda alınabilecek işyeri açma belgesi bu tasarının yasalaşması durumunda 7 yılda alınabilecektir.

Tasarı ile meslek lisesi mezunlarına, imam hatip lisesi fiilen meslek lisesi kabul edildiğinden ek puan verilecektir. Bu haktan devletin mesleki ve teknik liseleri ortadan kalktığı için sadece imam hatip liseleri faydalanacaktır.

Tasarının 17. maddesinde “Çırak, halen 12. Sınıfta yapılan işletmede meslek eğitimi, staj ve tamamlayıcı eğitime devam eden öğrencilere ödenen asgari ücretin %30’undan az olmayan ücreti

A-20’den az çalışanı olan işletmelerde bu ücretin 3’te 2’si

B-20’den çok çalışanı olan işletmelerde 3’te 1’i işsizlik fonundan devlet katkısı olarak ödenir” denmektedir. Çırak ve öğrencilerin bu durumlarda aldıkları net asgari ücretin en az %30’u kadar her türlü vergiden muaf olan tutarın da hemen hemen yarısı devlet tarafından karşılanacak işletmeler açısından da çıkarlık teşvik edilecek yani çocuk işçi neredeyse devlet eliyle bedava çalıştırılacaktır.

Mesleki eğitim görenler iş kazası ve meslek hastalığı kapsamında sigortalanmaktadır. Tasarının 24. Maddesinde üretim ve satış imkanı getirilmesine rağmen tam sigortalı işlemi yapılmamaktadır. Ayrıca en önemlisi meslek eğitiminde uygulama, işletmede beceri eğitimi, staj, telafi ve tamamlayıcı eğitim alanların emekliliğe esas sigorta başlangıcı da sayılmamıştır.

Özel meslek liseleri kar amacı güden işletme, şirket haline getirilmiştir. Artık amaçlanan sadece eğitim değil aynı zamanda üretim, satış ve kardır. Bu kar okulun ihtiyaçları için kullanılacak denilmekle beraber tamamen özel meslek lisesi yatırımcısının inisiyatifindedir.

Sonuç olarak, meslek liselerini fiilen ortadan kaldıran, öğrencileri çıraklığa yönlendiren, çocuk işçi ve sömürüsüne yol açan bu sistemle,

-Çocukların okullaşmasının önü kesilmekte,

-Yoksul halk çocuklarına imam hatip dışında sadece çıraklık yolu açılmakta

-Paralı okullar teşvik edilmekte

-Zorunlu eğitim fiilen 8 yıla indirilmekte

-Özel meslek liseleri üretim ve kar amaçlı hale getirilmekte

-Çocuklar erken yaşta meslek seçmeye ve çalışmaya zorlanmakta

-Akademik birikimi eksik çocuklarımızın yaratıcılığının önüne geçilecektir.

SAİD NURSİ’NİN HAYALİ GERÇEKLEŞTİRİLİYOR

Tasarı ile Eskişehir Teknoloji Üniversitesi, Sivas Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, Tarsus Teknoloji Üniversitesi, Trabzon Üniversitesi, Van Zehra Üniversitesi adında 5 devlet üniversitesi, Fenerbahçe Üniversitesi adında da 1 vakıf üniversitesi kurulması öngörülmektedir. Bu maddenin yürürlüğe girmesinden sonra bir yıl içerisinde Van Zehra Üniversitesi’ni Güçlendirme Vakfı’nın kurulacağı belirtilmiştir. Van Zehra Üniversitesi’ne Türkçe dışındaki dillerde program açma, yabancı yükseköğretim kurumları ile ortak program yürütme ve her türlü işbirliğine dair protokol imzalama yetkisi verilmektedir.

Medresetü’z Zehra, Said Nursi’nin projesidir. Van Zehra Üniversitesi adını bu projeden almaktadır ve AKP bu üniversite ile Said Nursi’nin hayalini gerçekleştirmiş olacaktır.

Bu yazıyı paylaş

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

*